"Enter"a basıp içeriğe geçin

Mudurno’lu Büyükanne Fatima’nın Günlüğü – Gundem Haberleri

sevgili günlüğüm;

Kelebeğim, pembe bebeğim, dutum. nasılsın iyi misin? Ben iyiyim, orta boyluyum. “Muhammed amca nasıl?” Benden farkı yok demek istersen. Birbirimize katlanarak hayatın öfkesini söndürmeye çalışıyoruz. Ey!Aile için harika bir albüm

Biliyor musun sevgili günlüğüm, kalbimi senden başka boşaltacak kimsem yok. Bu dönemde ne çocukların ne de mumyanın bir faydası olmaz. Herkesin kendi sorunları var. Ağlarsan kimse gözyaşlarını görmez, sesini kimse duymaz. Antensiz televizyon gibi olduk. İnsanlara sesleniyorum, duymuyor musun? Pencere çift cam olduğundan, gabella çeliktir. Sesim, bana geri dön. Tek başıma kabuğuna hapsolmuş bir ceviz gibiyim. Neyse ki evde Memet Amca var. Neyse, ondan çok ayrıldık! Buna asla girmeyeceğim. O yaşta beni küçük bir kız çocuğu gibi nasıl kendi ayaklarının üzerinde yürüttüğünü anlatayım. Ey!

Kenara doğru tezahürat yaparken pencerenin önündeki çiçeğe gözüm takıldı. Esgi çiçeklerinin yerini güçlü rüzgarlara dayanabilen canlı naylon benzeri yapraklı çiçekler almıştır. Gaba ağaç kabuğu gibi dağınık, gökyüzü yok. Sahip olduğumuz her şey zarar gördü.

Postacı kapısının önünden geçiyordu. Eve götürdüğü şey, Grady Garty’nin damgalanmasından başkası değil. Yıllarca postacı boşluklarımıza hiçbir mektup ya da teminat bırakmadı. Yılbaşında ve bayramlarda kimseden jartiyer almayalı veya birine gart göndermeyeli uzun zaman oldu. Bu nedenle eşinizin, arkadaşlarınızın ve akrabalarınızın adreslerini bilmiyoruz. Gart yazmak yerine hedefinizden mesaj atıyoruz. Suya yazı yazmak gibi. Mesac’ın dediği şey rüya gibi, rüya gibi. Elle yapamazsınız, yazan kişinin ellerinin sıcaklığını hissedemezsiniz. Mesajı gizleyemezsiniz. Bu cep telefonu rehberleri yüzünden kimsenin telefon numarasını ezbere bilmiyoruz. Tüm alışkanlıklarımız bozuldu. Telefonumuz görünmeyince kaderimiz karışıyor. Kimseye söyleyemeyiz ve kimse bizi duyamaz. Öldük mü yoksa kız mı? kimse bilmiyor. Telefonunuz yoksa ne arayan ne de soran. Ey!

Juka, Memet amcanla evde oturuyoruz. Etrafıma baktığımda her yaşlı evde yalnız. Çocukla (dışarıda) dalga geçin, torunla oturun. Köküne ve karnına sahip çıkmayan bir nesil yarattık. Çocuklarımız bahçemizin sınırındaki elma ağacı gibidir. Hani ağacın dalları uzadığında, ya da meyveler bacadan sapkın bir şekilde düştüğünde; kesinlikle. Kökten uzak dallar. Kök, dalından habersizdir. Çocuklarımız, meyvesini yiyemediğimiz, gölgesinde oturamadığımız bir ağaç gibidir.

Dün akşam Memet Amca ile eski güzel günlerden bahsederken fotoğraf albümünüze bakma gafletinde bulunduk. Herhalde çocukların fotoğraflarına bakıp hasreti telafi edeceğiz. Eski güzel günlere geri döneceğiz. Hayatımızın eksik taşı ile yerine oturacaktır. Bu hesap. Bir hevesle albümü kendi elimize aldık. Bardaklarımızı düzelttik, kalbimiz çok güçlüydü ve albüm sayfalarını karıştırmaya başladık.

ilk sayfada; En az otuz yıl önce bir tatilde fotoğraf çekmiştim. Çocuk gibi beraberiz, hepimiz gülümsüyoruz. Büyüklerimizin kucağında küçük torunlarımız. Bütün akrabalarla evimizde toplandık. Çünkü yaşlı adamla oturuyorsun. Yıkılmış görünüyordum. Bulmak için fotoğraftaki kişileri arayın. Zencisini kaybetmiş inci gibi bir zenci gibi hepimiz dağıldık. Bir kısmını da dönüşü olmayan yola gönderdik. Hatta bazı seslerini unuttum. Sonra Memet Amca ile göz göze geldik. Gözlerimizdeki sıkıntıdan ürkerek hemen gözlerimizi birbirimizin gözlerinden çektik. Baktığımız resimde mutluluğu yaşamayalı uzun zaman oldu. Sanki tüm hallerimizde görüntüde tezahür eden sevincimizi gerçek hayatta görmüş de gerçekte hiç yaşamamışız gibi. Gittikçe uzaklaşıyor olmamız çok güzeldi.

O güzel günler nasıl da iz bırakmadan geçti sevgili günlüğüm! Bu glavish’i ve bu birimi nasıl sakladık? Birbirimizle olan bağlarımızı nasıl kopardık? Neden Shinji’nin tatilinde buluşmuyoruz? Bir çocuk bir şehirde, diğeri başka bir yerde, torun derseniz çiller gibi dağılmışlar yurt dışına. Birden burun kemerimin sızladığını hissettim. Ağrı geldi, bacağım yılan gibi yumru oldu ve kalbime saplandı. Sonra içime büyük bir çınar ağacı düştü. Ey! Eski günleri çok özlediğimi ve hasret çekmekten yorulduğumu fark ettim. Öte yandan düşündüm ki; Acaba eski günleri mi yoksa eski günlerdeki gençliğimi mi özlüyorum? Bir elimde iki sürahi ile köy çeşmesinden su alırken gücümü kaybeder miyim?

Tatillerde çektiğimiz diğer fotoğraflara bakarken, uzun zamandır içimizi yaktığımız tatilleri düşündüm. Shinjiki tatilleri, tuzsuz bir yemek, şekersiz bir yer gibidir. Misafir yatakları boş, masalar kapalı. Böyle yalnız tatiller yaşamak bizi üzüyor. Telefonda geçtiğimiz bölümlerden. Tatilleri, sarılmalarımızı ve öpücüklerimizi sanal dünyaya aktarmaktan daha az umursayamayız.

Kısacası eskiden yaşadığımız güzelliklerle yok artık. Hepsi albümlere hakim oldu. Bazı güzellikler aramızdan ayrıldı, bazıları da aramızdan ayrıldı. Bakarak bile. Yavaş yavaş gizlediğimiz değerlerimiz bir haddehane topu gibi büyüyünce böyle oldu. Hataları düzeltmekte geç kaldık. O zaman,” Jadir Öyleydi. Golay’ın “ganimetimizde bu var” demesine gücendik. Kendimizi aldattık. Yalanları, bahaneleri alıp öyle yattık. Bu arada, elbette gençlik gitti. Ne olacağını, ne olduğunu biliyorduk. İşten, güçten gençliğin tadını çıkaramadık. Gençler ne çabuk gidiyor. Bilmeden, ani ve sert. Shinji. Çalışmak için çaremiz yok, eski sağlığımız da yok. Ey! yediğiniz yemeğe dokunur; Vücut yattığı yatağı sevmez. Bazen ayakkabılarınız bile ayağınıza yük olur. Hafızanız size oyun oynuyor. bizim kalplerimiz; Üzüntülere, kırgınlıklara ve hasretlere dayanamaz. Güzel günlerin hep önümüzde olması ümidiyle geleceğe bakıyordum. Şimdi anlıyorum ki nice güzellikler hep geride kalıyor sevgili günlüğüm. Ey!

Memet Amca ile albüme bakmaya devam ettik. Sanki bu gece başımızı belaya sokmaya hazırız gibi. Eski fotoğrafları görünce kocaman bir gökyüzü olan bir adam gelip omuzlarımıza oturdu. Yine de albüme bakmaktan kendimizi alamadık. Omuzlarımızdaki dev adama hiç aldırış etmiyoruz.

Albümün başka bir sayfasını çevirdiğimizde, garajımızda çocuklarımızın zorluklarını bulduk. Çocuklar evimizin bacasında ip atlayıp top oynuyorlar. Yıllardır ip atlayan bir çocuk görmemiştim desem yalan olmaz. Torunumuzla sokak oyununu bile bilmiyorlar. İnternet ile dışarı çıkmayı doğru görmüyorum. Her derde deva çıktı(!) Torunumuzu görsen sevgili günlüğüm, bilgisayar mühendisi sanırsın. Barmakları klavye taşları üzerinde bir makine gibi hareket ediyor. Gelip gitmez. Uç tatlım uç. Singapur’dan birine mesaj atıyordu. Dünyanın diğer ucuyla iletişim kurdu. bize gelince; İki kelimenin ortasını bulamayan bir çocuk, büyükanne ve büyükbabasıyla internette dünya turuna çıkıyor. Antenlerini yüzümüze patlattı ve fırlattı. Yemeğini ayağına ister, ayağına su getirir. birileri uzaktan gizli çocuklarımızın peşine düşüyor; Komşu torunumuz için sesimizi duyuramıyoruz. Nerede yanlış yaptık, neyi kaçırdık bilmiyorum sevgili günlüğüm. Ey!

Bir fotoğraf daha salonumuzda çekildi. Bir kış günü, Jabba’nın minderlerine oturarak hayvanat bahçesinin etrafında sıraya girdik. Ey! Fotoğraftaki herkes gülümsüyor. Şinci, Memet amcanla geçirdiğimiz uzun gecelerde dadı yok. Çünkü gönlümüz hoş değil, hayallerimiz kırık sevgili günlüğüm. Ve yaşlandığında, gençliğinde güldüğün şeyler seni incitir. Tırmandığın dağlar koca bir dağ olur. Yürüdüğün yoldan iki adım ötede kayalık bir alan var. Bu yıl kış çetin geçti sevgili günlüğüm. Memet amcayla bütün gece uyumadık. Aye modeurno’da iki veya üç ay geçmez. Ekim ayında, Mayıs ayına kadar boğaları yakmaya hazırız. Ev, bir leyleğin çadırı gibi geçicidir. Rüzgar pencerelerden esmeye devam ediyor. Perdeler sanki bir geyiğe çarpmış gibi titriyor. Hayvanat bahçesini yakarız, evi yakmayız, evi ısıtmayız. Hayvanat bahçesine geldiğinizde yanıyorsunuz ve biraz daha ilerlediğinizde donuyorsunuz. Bu yılki kış beni çok yıprattı sevgili günlüğüm.

Bir diğer sayfada ise göğsümüze oturmaya gittiğimizde çektiğimiz bir fotoğraf vardı. Biz her zaman beraberiz. Resme bakınca eskortlarımızı günlerdir görmediğimizi hatırladım. Uzun süre onlara gitmedim ve onlar da bana gelmediler. Yolda bir sokağa geldiğimizde selam vererek yanından geçiyoruz, o duvar. Böyle bir şey var mı? çocukluğumda, gençliğimde; Pek çok ikinci olasılıktan habersiz yaşadık. Televizyonun, bilgisayarın, telefonun yüzünü görmedik. İşte o yokluklar İnsanları bir araya gelmeye ve birlikte çalışmaya zorluyordu. İyi bir ilişkimiz vardı. yaptığımız “tavan aralığı”; Ya da ‘evde misin? ‘Biz varız’ diyen biz değiliz artık. Samimiyetimizi, birbirimize olan güvenimizi yitirdik. Her şeyi televizyonda, sanal alemde aradık. Unuttuk birbirimizi, canım günlüğüm

Albümün yeni açılan sayfasında çocuklarımızın kil fırın yaptıkları bir resim vardı. Elleri ve yüzleri çamur içindedir. Ama gözleri gülüyor. Ah! O günler ne güzeldi. Resme bakarken çocukluğum konuk oldu yüreğime. Bright Boy kadar çeşitli oyuncaklarımız hiç olmadı. Ama annemizin diktiği oyuncak bebeklere, garbouz gabuktan yaptığımız arabalara, fuyt fuytu andıran söğüt dallarından yaptığımız düdüklere bayılacağız. Topraktan bir fırın yapıp içinde ateş yakardık. Oyunlarımızda yaratıcılık vardı. Çam odunu keserek oyuncak bebek yapardık. Peki ya bugün? Bugün çocuklarımız için çok çeşitli oyuncaklar alıyoruz. Gazlarımızı ayaklarının altına seriyoruz. Ama onlara çocukluğumuzda sahip olduğumuz mutluluğu veremeyiz. Neyi kaçırdığımı düşünüyorsun sevgili günlüğüm?

Sonra Mudorno sıradağlarında (fuar fuarı) çekilmiş bir fotoğraf sokağımızda belirdi. Çocukların bir elinde pamuk, diğer elinde uçan balon vardır. Daha sonra bebekle birlikte at arabasıyla dönerken çekilen diğer fotoğrafa takıldı gözlerimiz. Ah bir geri gelse o günler; Çocuklarımı uyutursam, uyuyana kadar ayaklarımda sallarım ve bir şarkı söylerim. Onlar uyurken ben yürümek istemesem de evin içindeki gıcırdayan tahtalara basıp çocukları uyandırırım.

Albümün başka bir sayfasını çeviriyordum ki Memet Amca elime vurdu. Dedi ki: Bu vahşet görüntü bu gece Fatıma’ya yeter. Daha fazla kalp ağrısına neden olmaz. İçelim ve içelim. Ama Datlıca olsun. Ağzımız sızlarken, belki içimiz de rahatlar…” diye çıkıştım usulca, albüm kapağını değiştirdim, Memet Amca’nın yanından geçtim, yorgun, yaşlanan ayaklarımı mutfağa sürükledim, gayfai pişirirken gözyaşlarım akmaya hazırdı. .

Albümü elime aldığımda şöyle düşündüm; Eski resimlere baktığımızda çocuk özlemimiz azalacak ve daracık odalarımız genişleyecektir. Kızılırmak, Dicle ve Fırat’ın uğultusu yüreğimize çarpacak. Soğuk su kalbimizdeki yangınları söndürür. nerede! Meğer mutluluğu yanlış adreste arıyormuşuz.

İşte bu kadar sevgili günlüğüm. parlayan sevimli gal. Olursa yine yazarım. Tekrar yaz. Çünkü kalbimin sesi çırpınıyor, bir kere söylemesen bitmez. Yok olan gözlerinden öpüyorum.

Moderno’dan Fatima Nain

Camoran Essen

Diğer gönderilerimize göz at

[wpcin-random-posts]

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

                                                                                                                                                                                                                                   .
istanbul escort deneme bonusu veren siteleruetds masal oku
panel çit tiktok takipçi al Mobil Sohbet güvenlik sistemleri kredi danışmanlığı kaynak makinesi fiyatları özel tenis kursu